|
Grafik tasarım 21. yüzyılın iletişim ihtiyaçlarına cevap verirken
yeni bir tanıma ihtiyaç duyuyor mu? Başta Princeton, Cambridge
ve UCLA olmak üzere birçok üniversitede mimarlık, grafik
tasarım ve şehir tasarımı konularında ders veren, kendini de
bir bilgi mimarı olarak tanımlayan Richard Saul Wurman'a
sorarsanız, evet: Bilgi Mimarlığı. Kendi iletişim prensiplerini
merak, cehalet ve kabiliyetsizlikten yola çıkarak biçimlendiren
Wurman'a göre, giderek daha karmaşık bir hal alan bilgiyi
düzenleyecek, açıklık ve anlam kazandıracak, bunu yaparken
yaratıcılıktan taviz vermeyecek bilgi mimarları geliyor!
Gerçek yıkım veya yıkım algılaması, yaratıcı değişimi körükler.....
Grafik tasarım 21. yüzyılın iletişim ihtiyaçlarına cevap verirken
yeni bir tanıma ihtiyaç duyuyor mu? Başta Princeton, Cambridge
ve UCLA olmak üzere birçok üniversitede mimarlık, grafik
tasarım ve şehir tasarımı konularında ders veren, kendini de
bir bilgi mimarı olarak tanımlayan Richard Saul Wurman'a
sorarsanız, evet: Bilgi Mimarlığı. Kendi iletişim prensiplerini
merak, cehalet ve kabiliyetsizlikten yola çıkarak biçimlendiren
Wurman'a göre, giderek daha karmaşık bir hal alan bilgiyi
düzenleyecek, açıklık ve anlam kazandıracak, bunu yaparken
yaratıcılıktan taviz vermeyecek bilgi mimarları geliyor!
Gerçek yıkım veya yıkım algılaması, yaratıcı değişimi körükler.
Richard Saul Wurman ve
Bilgi Mimarlığı
Design Dialogues
Steven Heller - Elinor Pettit
Yaklaşık 20 yıl önce görsel iletişim alanındaki boşluğu
tanımlamak için "bilgi mimarlığı" diye bir kavram
geliştirdin. Bugün sana ne ifade ediyor?
Bu kavramı ilk defa 1976 yılında, Amerikan Mimarlar
Enstitüsü Konferansı'nın ulusal başkanıyken kullandım.
Bütün konferans bilgi mimarlığı üzerineydi.
O sırada bilgi mimarlığını nasıl tanımlıyordun?
Karmaşık olanı basitleştirme becerisi ve üslup yerine
anlamaya önem vermek. Bugün buna yoğunlaşan
insanlar var. Kartvizitlerinde 'grafik tasarımcı' yerine
'bilgi mimarı' tanımını kullanan birçok insan tanıyorum.
Ama temelde hâlâ bir boşluk var. AIGA (Amerikan
Grafik Sanatçılar Enstitüsü) tarafından el üstünde
tutulan, mesleğimizin altın ödüllü kahramanları; hâlâ
üslupçu olanlar.
Asıl fark burada mı?
Yol ayrımı burada; bir şeyi iyi göstermekle iyi yapmak
arasında.
İkisi buluşamazlar mı?
Tabii ki buluşabilirler. Doğru bir şey yapıp hoş
görünmesini de sağlayabilirsin. Ama sadece hoş, farklı,
stilize bir şeyle yola çıkıp, sonunda nasıl olsa
anlaşılacağını varsayamazsın. Benim temel vurgum
anlama üzerine. Bence iletişimciler olarak asıl
görevimiz bilgiyi anlaşılır kılmak... Bunu sahiden,
üstelik yaratıcı bir şekilde yapabilirsek sonuç aynı
zamanda hoş da görünür!
O zaman "biçim işlevden sonra gelir" konusuna mı
dönüyoruz?
Biçim icraatten sonra gelir. İşlev bağırsakları
boşaltmaktır. İcraat ise sindirimin sahnelendiği tiyatro
sanatıdır.
Bu çok çarpıcı bir benzetme. Geçtiğimiz 10 yıl içinde,
grafik tasarımcının rolü nasıl değişti?
Bu ufak kitle yüzeyden içeriğe geçti. Benim 22 yıl
önce tahmin ettiğim şeyin farkına vardılar; asıl işin,
faaliyet alanlarının bu olduğuna, bunun da daha asil
ve yaratıcı bir şey olduğuna. Gerisi sahiden moda.
David Carson moda. O Armani. Hatta Armani bile
değil. Versace. Bence bu palavra. Bugün var, yarın
yok. Moda dergilerini ve defileleri ne kadar sıkıcı
bulduğumu anlatamam. O kadar sığ buluyorum ki,
bakamıyorum.
Tarihsel bir açıdan, sence bilgi mimarlığı hareketinin
öncüsü kim/ne?
Beck'in Londra metrosu haritası. Bu grafik tasarım
örneği, büyük kitlelere bir şey iletme ve anlaşılır kılma
isteğini barındırıyordu. Üstelik çok da hoş.
Peki İsviçre ekolü hakkında ne düşünüyorsun? O üslup
muydu, yoksa iletişim miydi?
Bir biçimleme ve düzenlemeydi. Derin bir anlama
yolu değildi. Esas amacı da bu değildi. Bu harekete
dahil olan, harika piktogramlar tasarlayan insanlar
vardı. Peki bu iletişim mi?
Evet, anlamaya yardımcı oluyorlar. Ama bu çay ikram
etmek gibi; bütün bir yemek değil. İyi olduklarını
düşünüyorum. Ama bir yaşam biçimi değil, bir terbiye
biçimiydi.
Piktogramlarla bir sorunun mu var?
Kötü olduklarını düşünmüyorum. Seçici olmaya da
çalışmıyorum. Bir bilgi mimarı için yapması ve
kullanması hoş şeyler; fakat geniş tanımıyla bilgi
mimarlığı değiller. Çok güzel piktogramlar var; örneğin
olimpiyatlar için tasarlananlar. Açıklık getiriyorlar.
Seçim yapmanızı kolaylaştırıyorlar. Bir tür sözlük gibi.
Sadece her seferinde baştan yapılmalarına bir anlam
veremiyorum.
Sanırım grafik tasarımın doğasında bu var; farklılık ve
yenilik birer erdem, var olan işlevinden bir şey yitirmediği
halde.
Umarım bilgi mimarlığı sadece grafik tasarım değildir.
Örneğin TED konferansı bilgi mimarlığı; çünkü onu
gerçek zaman ve mekânda bir şeyi anlamanın yarattığı
endişeyi ortadan kaldıracak şekilde tasarlıyorum. Bu
tamamıyla bilgi mimarlığı. İyi seçilmiş kelimeler,
kelimelerle görseller arasında kurulmuş uygun bir
ilişki bilgi mimarlığıdır.
Anlama endişesinin tedavisi nedir?
"Bilgi" öğrenmek istediğiniz veya size gereken şeyi
vermediği zaman, hastalık başlar. Bilgi dediğimiz çoğu
şey aslında bilgi değil. Bir bilgi patlaması olmadı;
bilgisizliğin patlaması oldu.
Bir bilgi verme işlevi olmadığı zaman, geriye anlamsız
şeyler kalıyor. Tedavisi ise iyi bilgi mimarlığı.
Bilgisizlik aslında yanlış bilgilendirme mi?
İkisi farklı şeyler. Örneğin elinizde kesin sayılar olabilir;
ama onlara bir anlam veremezsiniz. Bu yanlış
bilgilendirme değildir. Veridir. Çok fazla miktarda
veriye maruz kalıyoruz. İnsanlar buna bilgi dedikleri
için, anlamamız gerektiğini sanıyoruz. Hepimizin
masasına sayfalarca çıkış geliyor; eğer siz büyük bir
şirkette yöneticiyseniz, birilerinin anladığını varsayarak
bu 'bilgi'yi üreten departmana bütçenizden daha fazla
para ayırıyorsunuz. Gerçek şu ki kimse bunları
anlamıyor ve kullanmıyor.
Kimler bilgi mimarı olmalı?
Anlama konusunda tutkulu olan herkes, yani bence
sağlıklı olan herkes. Dünyanın her yerinden, bir şekilde
benim adımı öğrenen insanlardan e-posta mesajları
alıyorum. Bilgi mimarı olmak istiyorlar ve bir okul,
kitap veya kurs önermemi istiyorlar.
GRAFİKERLER MESLEK KURULUfiU/2002 • DEDİ Kİ 05
Daha önce grafik tasarımın bir yol ayrımında olduğunu
söyledin. Sözünü ettiğin dünyada bir grafik tasarımcı nasıl
bir rol üstlenebileceğini bilmediği zaman kolay yolu
seçiyor, bu da üsluplaştırma oluyor. Yani moda.
fiunu anlamaları gerek, moda hakikaten çok kolay.
Buna rağmen toplum moda olanı yapan insanları
yüceltiyor.
Son 10 yılda, mecralarda yer alan bilgide, hesapların
üstünde bir artış oldu. Bu yeni mecralar dünyasında bilgi
mimarının rolü nedir? Burada internet ve diğer elektronik
ortamların yaygınlığını senin bile öngöremediğini
söyleyebilir miyiz?
İnterneti kesinlikle bilmiyordum. Patlamayı ve
iletişimin gücünü tahmin ettim; ama bugün geldiği
noktayı tahmin edemezdim. 15 yıl önce yaptığım
konuşmalarda "Gelecek burada olacak, anlamıyor
musunuz?" dediğimi hatırlıyorum. "Bilgi mimarlığı
diploması alın; dikkatinizi buna verin. Konu güzel bir
harita yapmak değil, işleyen güzel bir harita yapmak,"
diyerek okul okul dolaştım. Bunu Art Center'da da
söyledim, RISD'de de... Kimsenin umurunda değildi.
Bilgi yönetimi tasarımcının geleceği son nokta mı, yoksa
ufukta başka bir şey görünüyor mu? Başka bir deyişle
grafik tasarımı teğet mi geçeceğiz?
Bence anlama sanatı her zaman son nokta olacak.
Kelimelerin icadından bu yana bu sanatın değiştiğine
inanmıyorum. Neden değişsin ki? Uygarlığın amacı
bilgiyi anlaşılır kılmaktır; kelimelerle, şarkılarla,
resimler ve sayılarla.
Peki grafik tasarımcının amacı bu mu olacak, olmalı mıdır?
Bence grafik tasarımcılar olmayacak. Bence bilgi
mimarları olacak! Kelimelerden, resimlerden,
sayılardan ve bunları iletecek teknolojiden anlayan
insanlar olacak. fiu anda kimse bunun eğitimini almıyor.
Sence kim veya ne yolu gösteriyor ve neden?
Başarısızlık her zaman yolu gösterir. Çoğu grafiğin
işlemediği gerçeği, iletişimi anlama ihtiyacını
beraberinde getiriyor. İnternet sayfaları işlemiyor,
televizyon haber programları işlemiyor... Sayıları
arttıkça ne kadar başarısız oldukları iyice ortaya çıkıyor.
Gerçek yıkım veya yıkım algılaması, yaratıcı değişimi
körükler.
Her şeyi en basite indirgemekten mi söz ediyoruz?
Hayır, sadece bir şeyi nasıl bulacağımıza karar
vermekten. Bir yolculuğa nasıl çıkarsınız? İnsanlara
yolculuğa çıkma donanımını nasıl verirsiniz? fiu anda
arabama atlayıp California'ya gitmek istiyorum. Birçok
farklı yoldan gidebilirim. Hızlı yoldan. Manzaralı
yoldan. Üstü açık bir arabam olduğu için en eğlenceli
yoldan. En iyi müzelerin olduğu yoldan. Ya da durup
kamp yapabileceğim yoldan. Hava koşulları yüzünden
belli bir yoldan gitmem gerekebilir. Veya bir yemek
meraklısı olarak farklı tatlar deneyebileceğim yoldan.
Birçok farklı yoldan gidebilirim. Doğru mu? Hepsi de
farklı bir yolculuk olur. Ama buna donanımlı olurum;
çünkü arabam var, harita kullanmasını biliyorum; nasıl
gitmek istediğime karar verip, oraya nasıl varacağımı
incelerim.
Bir anlamda bilgi mimarlığı sana karar verme kabiliyeti
mi kazandırıyor?
Hayır. Ne şekilde yapmak istediğime karar vermem
için beni donatıyor.
Ama yolculuğu herhangi bir şekilde yapabilirsin.
Çok iyi bir internet sayfasından söz ediyorsak, görünen
sayfanın arkasındaki şeylerin içinde de yolunu
bulabilirsin. Söylemeye çalıştığım bu.
TED konferanslarının internet ve CD'lerin elektronik varlığı
üzerindeki etkileri ne oldu?
Bunu katılanlara sormanı tercih ederim.
Bütün katkılarından sonra, nasıl etkileri olmasını isterdin?
Her seferinde benim tahminlerimden çok daha fazlası
çıkıyor ortaya. Bu toplantıların gücünü veya başarısını
planlamadım. Tam olarak anladığımı da sanmıyorum.
Genelde çok küstahımdır; ama bu konuda değilim;
çünkü sürekli sürprizlerle karşılaşıyorum.
Amaçladığımın çok ötesinde bir olaya dönüştü. İnsanlar
yeni fikirler, projeler, dergiler, şirketler, konular,
dostluklar, bağlantılar geliştiriyorlar... benim
tahminlerimin çok ötesinde. fiubat 2000 konferansı
için büyük fikirlerim var. Genel gidişata uyarsa, çok
daha güçlü ve geniş kapsamlı olacak.
TED MED konferansını yaratmanın nedeni bu mu?
Tıp dünyasının da bilgi mimarlığına ihtiyacı var.
Sağlıkla ilgili bilgileri anlamanın önemi ve gücü,
maliyeti daha düşük ve kaliteli hizmetin verilmesinde
etkili. Daha iyi hastalar ve doktorlar yaratıyor! Kimse
bu dilime bakmış değil. Gayri safi milli hasılanın
%10'u olan bir endüstrinin bilgi mimarlığı dilimi. Bunu
umursayan veya düşünen çok az sayıda grafik tasarımcı
var.
Teknoloji, Eğlence, Tasarım (Technology Entertainment
Design); bu güçler nasıl bir etkileşim içindeler?
'Eğitim' yerine 'eğlence' kelimesinin seçilmiş olması
çok önemli. Birçok insan 'eğitim'in daha fazla
sorumluluk içerdiğini düşünüyor. Bence en sorumsuz
kelime; bir sürü eğitim kurumu bizde korkunç anılar
bıraktı. 'Eğlence'; çünkü öğrenmemize olanak tanıyan,
eğlenceli biçime girmiş bilgi. Ayrıca 'eğlence' kötü bir
kelime değil. Stand-up'lardan bahsetmiyorum; ama
söylemeden edemeyeceğim; politika hakkındaki bazı
fikirlerimi komedyenlerden aldım. En basit tanımıyla;
uygun teknolojiyi kullanarak, eğlenceli bir biçimde
bilginin tasarlanması.
O zaman E harfini çıkartırsak T ve D olmaz mı?
Bugünün iletişim ortamında teknoloji yaratmak için
eğlenceye ve tasarıma ihtiyaç var. Tasarım bir bilime
mi dönüşüyor? Hayır. Sadece daha sistematik. Daha
düşünceli. Ama bana göre psikoloji de bir bilim değil.
Bundan sonra TED fikrini nasıl geliştirmen gerektiğini
düşünüyorsun?
fiubat 2000'de 'anlamayı kutlama' fikrimi halkla
paylaşacağım. Ondan sonrasını bilmiyorum.
Peki, biz halk bunu mu istiyoruz?
Umurumda değil. Ben istiyorum. İşinizi başkalarının
bakış açılarına göre değerlendirmeye başladığınız an,
değerlendirme yapamazsınız. Ben değerlendirmelerimi
kendi bilmek istediklerim ve anlama kabiliyetim üzerine
yaparım. Masumiyetimi ve becerimi salağın teki
olmama borçluyum.
Richard Saul Wurman ile Sohbet
www.foxnews.com
Richard Saul Wurman bir bilgi mimarı ve 1984'te kurduğu TED'in
yönetim kurulu başkanı. Her şubat ayı, Wurman tasarım ve teknoloji
dünyasının en parlak beyinlerini bir araya getiriyor. Bugüne kadar
TED'e katılanlar arasında Bill Gates ve Oliver Stone gibi isimler var.
Wurman, aralarında en çok satan kitaplar listesine giren "Bilgi Korkusu"
(Information Anxiety)'nun bulunduğu 65'e yakın kitabın yazarı. 1981'de
Accesspress'i kurdu, 20'ye yakın Access seyahat rehberi yayınladı.
Son projesi ise "Amerika'yı Anlama Atlası".
Hayatının tutkusunun bilgiyi anlaşılır yapmak olduğunu
söylüyorsun. Sence bilgi niye bu kadar anlaşılmaz?
Çünkü anlamak çok zor bir şey. Bir şeyi anlamak,
İncil'de söz edildiği gibi anlamak veya 12 yaşında bir
çocuğa, annenize bir şey anlatıp, anlamalarını sağlamak
bir mucize değil. Ama başarması çok zor bir şey. Çünkü
eğitim sistemimiz anlama sistemimize göre
düzenlenmemiş. Ezberlemek üzerine kurulu. Birçok
insan için okul ilgilenmedikleri bilgileri ezberleyip,
testlerde yazıp, sonra da unutmaktan ibaret. Ve bunun
anlamayla hiçbir ilgisi yok. Diyelim ki sana bir hektarın
ne kadar büyük olduğunu sordum. İlkokul bilgilerinden
hatırlıyorsan belki 10.000 metrekare olduğunu söylersin.
Ama hâlâ bir hektarın büyüklüğünü bir başkasına
anlatamazsın. Ben bilginin bir insandan başka bir insana
anlatılabilmesiyle ilgileniyorum. Çok basit alanlarda
bile anlamak, anlaşılmak, çok az rastlanan bir şey.
Belki de anlamak çok az görülen bir şey; çünkü birçok insan,
özellikle de gazeteciler, birçok konu üzerinde uzman
olduklarını iddia ediyorlar.
Bence siz hiçbir şey üzerinde uzman falan değilsiniz.
Bir konu üzerinde uzman olmak o konuyu başka birine
anlatabilecek kadar bilmektir. Örneğin 1988 Nobel Fizik
Ödülü sahibi Leon Lederman veya Jonas Salk... Bu
insanlar çok karışık bilgileri, senin benim bile
anlayabileceğimiz kadar basit bir şekilde anlatabiliyorlar.
Bu da konularını ne kadar iyi anladıklarını gösteriyor.
Hepimizin hayatında anlaşılmaz kelimeler kullanan bir
hocamız olmuştur. Hepimiz böyle hocalara bakar,
"Herhalde zeki olmalı; ama söylediklerinden hiçbir şey
anlamıyorum." derdik.
Gelecekte verilerin çoğalmasıyla bilgi daha da anlaşılmaz
olacak mı?
Bazı şeyleri birbirinden ayırmak gerekir. Bilgi dediğimiz
birçok şey aslında sadece veri. Hiçbir şeye bağlı değil.
Birçok insan bunu bilgi zannediyor. Bilgi kelimesine
bakarsanız, kelimenin yarısından çoğu bilmek ile ilgili.
Bilgi. Ama bilgi dediğimiz çoğu şey bize bir şey
öğretmiyor ki, bir şeyler bilmemizi sağlamıyor ki. Veri
akışında bir çoğalma olacak mı? Evet olacak. Daha hızlı
veri akışı olacak mı? Evet. Peki daha çok veri daha
anlaşılır hale gelecek mi? Belki biraz daha çok. Çünkü
sonunda bazıları, işi bilgiyi anlaşılır hale getirmek olan
bir insana ihtiyaç duyduklarını fark ettiler. Zeki bir
tasarımcıyla iyi bir yazar böyle bir görevin altından
kalkabilir. Bunu yapabilenler kendilerine bilgi mimarı
diyorlar. Bu işte çok para var. Açık bir ihtiyaç ve para
işin içine girince, insanlar gerçekten iş yapmaya başlıyor.
Bence bilgi mimarlığı kariyer yapılabilecek çok önemli
bir alan. Önümüzdeki 10-15 yılda da çok gelişecek.
Hızlı veri akışını sağlayan bilimadamları, bu verileri
insanların anlayacağı hale getirecek birisine ihtiyaç
duyacaklar. Süzüp, insan beyninin anlayacağı şekle
sokması için.
65 kitap yazdın. Hepsi de senin anlamayla bir sorunun
olmasıyla ilgili. En çok satan kitabın olan Bilgi Korkusu'nun
ana konsepti neydi?
Kitabın adı her şeyi anlatıyordu. Korkuyordum, ben
hiçbir şey anlamazken yan masada oturan arkadaşımın
her şeyi anladığını düşünüyordum. Sonra etrafımdakileri
anlayamama nedenini buldum. Sorun bende değildi.
Hiçbir şey anlaşılır değildi. Bunun için de bir endişe
duymama gerek yoktu. Kitap da kendimle uzun bir
konuşmadan ibaret. Bilgi üzerine yaptığım incelemeleri
anlatıyor. Bir şey farkettim: İlkokula gittiğinizde ilk altı
yıl sadece alfabeyi ve birkaç sosyal davranış
öğreniyorsunuz. Bilgiyi anlaşılır hale getirmek için alfabe
dışında, üstelik alfabeden daha doğal 4 farklı yol daha
olduğunu hiç öğrenmedik. Beyninize 5 filtre koyunca,
bilgiyi farklı filtrelerden geçirince, aslında çok daha fazla
şey öğreniyorsunuz. Bunu bize kimse öğretmedi. Sonra
fark ettim ki, bilginin yaratıcı bir şekilde derlenmesi,
yeni bilgilerin doğmasını sağlıyor. Size yeni yollar açıyor.
Ben seyahat, uzay, uzam ilişkileriyle hep çok
ilgilenmişimdir. fiehirleri anlamak konusunda 20'nin
üzerinde kitap yazdım. Bence şehir, insanoğlunun en
önemli ve en karmaşık buluşlarından biri.
Bilgi fazlalığı diye bir şey var mı?
Hayır, bilgi fazlalığı diye bir şey yoktur.
Ne demek istiyorsun?
Önümüze konulan anlayamadığımız şeyler bir fazlalık
yaratabilir. Ama anlaşılabilir bilginin bir fazlalık
yaratacağına inanmıyorum.
Yani internetle seçeneklerimizin artmış olması, anlaşılabilir
fikirlerin azalmasına mı yol açacak?
Hayır sanmıyorum. fiimdi kendini ifade etmenin birçok
yolu var. Çok garip bir dönemdeyiz. İnsanlar
bilgisayarların, internetin çok karmaşık şeyler olduğunu
düşünüyor. Aslında işin daha çok başındayız, çok ilkel
bir dönemdeyiz. 5 yıl sonra insanların neye karmaşık
dediklerine bakıp güleceğiz. 10 yıl sonra belki interneti
fark etmeyeceğiz bile. Çok erken bir dönemdeyiz.
Çamurla yazmak gibi. Çok ilkel bir dönemde olduğumuz,
çok karmaşıkmış gibi gösterilerek saklanıyor. Sonra da
iyi çalışmadığından yakınıyoruz. Tabii ki iyi çalışmıyor;
çünkü kimse daha nasıl çalışacağını bilmiyor. Bilgisayarı
insana, konuşmaya, haberleşmeye yaklaştırmamız
gerekiyor.
Konuşmayı dondurabilmeliyiz. Mimarlığın bence en
güzel tarifi dondurulmuş müziktir. Aynı şekilde bilgi
mimarlığının en güzel anlatımı da dondurulmuş
konuşma.
"Bilgi korkusu" nedir?
Biri, adını bile duymadığın bir kitap veya filmden
bahsettiği zaman, biliyormuş gibi başını sallamak...
Bilgisayar veya videonun bütün işlevlerini bilmediğin
için bunalıma girmek...
Ne kadar çalışsan da, etrafında olup biten her şeyi takip
edememe duygusu...
Borsa endeksi 500 puan düştü diye paniklemek... Bunun
ne anlama geldiğini bilmediğin halde...
"Bilmiyorum" demekten çekinmek...
Richard Saul Wurman:
Teknoloji, Eğlence, Tasarım
Frontwheeldrive
Mark Wieman
Birçok internet şirketinde bilgi mimarlarına büyük talep var.
1976'da Bilgi Mimarlığı terimini bulduğun zaman yeni
medyanın bu talepte böyle bir etkisi olabileceğini düşünmüş
müydün?
Bilgi Mimarlığı terimini ilk bulduğumda Philadelphia'da
AIA Kongresi'nde başkandım. 1976 yılıydı. Kongreye
bir isim vermeye karar verdim. Böylece Bilgi Mimarlığı
doğdu. Kendime de Bilgi Mimarı demeye başladım. Bana
çok mantıklı geldi: Ortalıkta kimsenin bir şey anlamadığı
bir sürü bilgi var. Ben de bir sürü şeyi anlamıyordum.
Kendimi model alarak bu terimin bir gecede yerleşeceğini
sandım. Tabii, öyle olmadı. Çok şaşırmıştım. Ama şimdi,
özellikle son bir yıl içinde kendine bilgi mimarı diyen
çok kişi var. fiimdi de o kadar çabuk yaygınlaşmaya
başladı ki bir kere daha şaşırmış durumdayım. İnsanlar
kartlarına bilgi mimarı diye yazdırtıyorlar, web
sayfalarında kullanıyorlar. Tabii kimse nereden geldiğini
bilmiyor. Bence, bilgi mimarı bugüne ait, insanların
kendilerini özdeşleştirebildikleri bir terim. Daha önce de
düşündüğüm gibi önemli bir boşluğu dolduruyor. Ama
iki önemli noktada yanıldım: Birincisi, bilgi mimarlığı
terimini ilk ortaya attığımda kimse ilgilenmedi, kimse
terimi kullanmaya başlamadı. İkincisi de bir kere tutulunca,
her şey çok hızlı oldu.
Bilgi tasarımcısı Edward Tufte basılı işlerle karşılaştırıldığında
bilgisayar ekranında sınırlı bilgi verilebileceğini söylüyor.
O deli mi? Yoksa teknolojiyi, anlayışımızı geliştirecek şekilde
kullanmıyor muyuz?
Ona katılmıyorum. Ve o olduğu için katılmıyorum.
Tamam, kitapları çok güzel. Ama analitik bir tarihçinin
kitapları onlar. O bir bilgi mimarı değil. En ufak bir
tasarım bilgisi yok. Gelecekte de neler olacağını bilmiyor.
Bilgi tasarımının tarihini çok güzel bir şekilde çıkarmış,
analizini yapmış. Ama gelecek hakkında yaratıcı fikirleri
yok. Yakın bir gelecekte internette inanılmaz şeyler
olacağını göremiyor. fiu anda biraz yolumuzu şaşırmış
mı duruyoruz? Evet öyleyiz. Sinema da ilk çıktığında
böyleydi. İlk başta eski şeyler üzerine dayandırmak
istediler. Tiyatroları filme aldılar. Biz de şu an bir monitöre
diyagramlar koyuyoruz. Bilginin dinamiğini doğru bir
biçimde kullanmıyoruz. Yapabildiğimizi göstermek için
döndürmeler, hareketlendirmeler yapıyoruz, hava atıyoruz.
Herkes aynı tatlı, küçük programa övgüler yağdırıyor.
Bu hava atma döneminden çok yakında çıkacağız. Her
şeyi net ve anlaşılır bir biçimde göstermeye başlayacağız.
İnterneti olması gerektiği gibi kullanmaya başlayacağız.
Teknolojinin hızlanmasıyla beraber, ne gördüğünle nasıl
gördüğün arasındaki ilişki tamamıyla değişiyor. Bence
Edward Tufte ileriye değil, geriye bakan biri.
İşi hobinin bir uzantısı olarak görüyorsun. Bunu biraz açar
mısın?
"İş" tanım olarak olumsuz anlamlar içeren bir kelime.
Sevmediğin bir şey yapıyorsan ona iş dersin. Yol
kazanların yaptığı şey bir iştir. Çalışırsın, çalışırsın,
çalışırsın ki tatil alabilesin. Yani iş ve tatil karşıt anlamlı
birer kelime haline gelir. Bunun tam tersi düşünce de işe
eğlence olarak bakmaktır. Bir tasarımcı olarak bence en
büyük problem hayatını tasarlamakta. Eğer buna hobi
denirse ve bu da benim hobimse, o zaman benim işim
hobilerim ve yapmak istediğim şeylerin bir karışımı. Bu
da hayatını tasarlamanın bir parçası.
TED konferansların çok ünlenmiş durumda. Bunu nasıl
açıklıyorsun?
TED başarılı oldu, çünkü statik değil. 10 konuşmacı, 14
hoparlörün olduğu, IBM sponsorluğunda bedava öğle
yemeği ve kurabiyeler olan bir konferans değil. Ben ilginç
bulduğum şeylerin bir yansıması olsun istedim.
Hipernormal olduğumu yansıtmak istiyorum. Herkesten
daha normal bir insan olduğuma göre, bana ilginç gelen
seyircilere de ilginç gelecektir. Onları ne ilgilendirir diye
düşünmüyorum. Bir kişilik bir komite gibi çalışarak bana
ne enteresan geliyor, ona bakıyorum. Yıllar önce TED'e
ilk başladığımda en son teknoloji ürünü oyuncaklarla
gittikçe daha az ilgilenmeye başladım. Gittikçe hızlanan,
küçülen tatlı araç gereçler beni artık ilgilendirmiyordu.
Hâlâ o alana ilgim var; ama "Niye bütün bunları
yapıyoruz?" deyince herkesin ilgisini çekebiliyorsunuz.
En son teknolojiyi değil, en iyi nasıl anlatırız diye
araştırıyoruz. Bu da 1984'te konferansın açılış konuşmasını
yaparken John Naisbitt'in söylediği ilk şeydi. İnsanlar
konferanslara daha az gitmek ihtiyacı duydukça, gerçek
insanlarla, gerçek ilişkiler kurabilecekler.
Bilim, anlama ve bilgi arasındaki ilişkiye bakacaklar.
Konferans da daha çok anlamayla ilgili. İnsan da bundan
ibaret zaten, anlama. Bilgi, anlama üzerine olduğu sürece,
hep taze, yeni bir şey olacak. Teknoloji, eğlence ve tasarım
üzerine olduğu sürece bilgi hep ilgi çekecek. Ve bu da
beni şaşırtmayacak. Bunu yapmaya sonsuza kadar devam
edeceğim anlamına gelmiyor tabii. Sadece bu yeni
teknolojileri gösterip "Bana bak, bana bak!" demekten
daha iyi.
TEDX fiubat 2000'i ve 66. kitabın olan "Amerika'yı Anlama
Atlası"nı biraz anlatır mısın?
Aslında kitabın adı sadece "Anlamak" olacaktı. İçinde
350 sayfa dolusu harita, çizelge veya işe yarayan diğer
şeyler var. Çok kolayca anlaşılabilen, Amerika'da
bulabileceğim en iyi bilgi mimarları tarafından hazırlanan
bir kitap. Sorduğum 300 soruya cevap veriyorlar;
TED'de araştırdığımız 300 cevap. Bunları daha basit bir
hale getirmeye çalıştık. Çoğunun altında şekiller, çizelgeler
var. Bunlar web sitemizde de var. Ama site kitabın aynısı
değil. Kitaptan ayrı bir site gibi hazırlandı. R/GA
Stüdyoları'ndan Bob Greenberg, Intel'den Ciaran Doyle,
Microsoft'tan Curtis Wong ve benim tarafından hazırlandı.
Bana göre bu, bilgi mimarlığı konusunda bir dönüm
noktası. Ama nedense, neredeyse Amerika'daki tüm bilgi
tasarımı organizasyonları ve çeşitli tasarım grupları biz
yokmuşuz gibi davranıyorlar. Bugüne kadarki en büyük
bilgi mimarları grubu konferanstaydı. Kitap üstünde
çalışan herkes küçük sunumlar ve workshop'lar yaptı.
Yeni iş veya projelerinden söz etmek ister misin?
En yeni projem TOP, ilk defa burada açıklıyorum; 2 aylık
bir yayınevi. Ortak bir proje. %50'si benim. Ben başkan
ve yaratıcı yönetmenim. Diğer %50'si ise Amerika'nın
ikinci büyük sağlık sigorta şirketler grubu olan United
HealthCare Out of Minnesota'ya ait. Ovations adında bir
alt kuruluşları var. TOP da Ovations yayıncılıktan geliyor.
Basılı ve elektronik medyada önümüzdeki 5 yıl içinde
50'ye yakın kitap ve çeşitli konularda web siteleri
üreteceğiz. Finans konularından Alzheimer ve kalp
hastalıklarına kadar çeşitli konularda, 50 yaşının
üzerindekiler için. Yani hayatlarının ikinci yarısını
yaşayanlar için. İşte benim yeni hobim bu.
GMK 'dan Alıntıdır.
|